SULTAN'IMA MEKTUP 2

SULTAN’ A MEKTUP

Canım çok ama çok acıdı. O kadar acıdı ki daha fazla acımaz sandım ama Maalesef acıyormuş. Hala kafamın içindeki dağınıklığı toparlayamadım. Buna sebep özlem mi? Onu da bilemiyorum. Kızdığım çok ldu kendime. Ben seni niye seçtim ve hala unutmuyorum. Unutamıyorum. Unutmak istemiyorum . Bunları defalarca sordum kendime . Cevapsız onlarca soru kaldı hep. Bunun suçlusu sen değilsin. Günah keçisi de aramıyorum. Benim kendime bile hayrım yokken. Sana hoş geldin diyerek karşılamama şaşkınım. Hala aklım almıyor. Sana yaptığım analizi okuduğunda şaşardığın kadar şaşkın. Gecelerin üçleri de oldu sabahın beşleri de . Uykusuz günlerimde oldu. Gözüme bir damla uyku girmediği , gözlerimin kan çanağına döndüğü günler inana çok oldu. İçimi döktüğüm duvarlar, sahildeki kayalıklar ve gökteki martılar. Sığındığım limanım oldu aşındırdığım kaldırım taşları. İçime su serpen ise senin profil resmin. Ya kuytu köşelerde yada yorganı üzerime çekip ağlaıklarım . İnan bilmiyorum. Ben seninle herşeye yaşamaya razıydım. Sen ise ne zaman ayırdın buna ne de ayırmak istedin. Bazı kelimeler vardır alınan nefas kadar kadimdir. Düşüncelerimi hapsettim, zincirledim konuşmasınlar diye. Uzun bir süredir suskunum farkında mısın? Yanımda olsan ellerinden tutmayacak kadar kırgınım sana. Bilirsin ki ellerini dokunmam, yüreğine dokunmamdır. İnan bana bu kırgınlığım geçmiyor. Ben hep yarım oldum. Yarım kaldım. Hani sözcükler boğazına dizilir konuşamazsın, yarım kalırsın ya öyleyim inan. Şayet sen gelmek isteseydin ; tüm sokaklar bana çıkardı. Ağlamak kafi gelmiyor bazen. Gitmek istiyorsun . Başını alıp gitmek. Neresi olduğu önemli değil. Sadece uzaklaşmak istiyorsun. Gitmene sebep şehir yada kişi değil. Kendinden bile uzaklaşmak istiyorsun. Neden yaşıyorum ki diyorsun. Cevabını bulamadığın bir soru daha ekleniyor. Diğerlerinin yanına. Ah benin alın yazım. Bahtı karalım. Bahar açmaz oldu virane gönlümde. Kasvet çöktü yine ömrümün deminde. Titriyorum parmaklarım, yüreğim kanıyor . Şiirler yazıyorum. Dikiş atar gibi, tuz basar gibi yarama. Öyle bir öpesim varki omuzlarından.

Ah sen yok musun?

Öyle bir çıktın ki karşıma. Bitkisel hayattan çıkardın beni. Soluk oldun. Tadım tuzum yoktu. Başımı alıp gitmek istediğim çok oldu. Neresi olduğunun önemi yoktu. Sahilde olabilirdi, kayalıkların son bulduğu uçurup kenarı da. Hedeflerimi silmiştim kafamdan. Günü birlik yaşıyordum. Ya şimdi hayallerim oldu. Ve bir çok hayalim hedef olup gerçekleşti. Heves yoktu. Şunu anladım. Ben sensiz bir hiçmişim. Hiçbir şeye sahip olmak için uğraşmazken, hayatımı düzene sokmak için uğraş vermezken. Sen geldin. Sayende sıfırdan başladım hayata. Sen yokken elim ayağım kesikmiş meğer. Neden bu kahpeliklerle dolu dünyada olduğumu sorgularken sen geldin. Sen geldin ya derince bir nefes aldım, ciğerlerim bayram etti desem yeridir. Hiçbir boka yaramazsın dediğim , kendimi acımasızca eleştirdiğim anda sen geldin.

Sen geldin ya; güvenmek, sevmek, sahip olmak ….. Daha nice duygular hissettirdin bana. Kendime geldim. Hep kırgındım hayata, o yüzden ellerimi nereye koyacağımı bilemediğimdendir , cebime sokardım . Akıttığım gözyaşlarımın kefareti senmiydin. Dizlerimde yaralar, gözlerimdeki yaşlar ve yüreğimdeki sızı kimselere anlatamadıklarımdı. Alnımdaki kalın çizgiler suskun kalışlarımdı. Hiçbir cümle tasvir edemezdi duygularımı. Dağlarda açan doğal papatyalar kadar güzelsin. Ben seni sevdim. Hasret acısı başladı bu seferde. Özlem dolu günler. Bu acıyı anlatamam sana. Deneyeyim ama ne kadar başarılı olurum bilmem. Acın göğü deldi. Bulutları ağlattı. Bedenimi değil , koca dünyaya sığmadı. İki kaburganın arasında sol yanında sızı oluşuyor. Koskoca kalabalıklar çekilmez oluyor. Karanlıkta gözlerimi kapatp yürüyorum. Bir ışık var rehber edindiğim. Ay kadar parlak, güneş kadar sıcak yüreğine sığınıyorum. Bu acı ve sızının altından nasıl kalkacağım onu da bilmiyorum. Dünyanın kargaşası bitmez derlerdi inanamazdım. Meğer ne kadar haklılarmış. Kendi yarattığım enkazın altında ezilmişim. Kırmışım kolumu kanadımı. Kendimi ifade etmeye çalışıyorum ama . Kendi içimde neler yaşadığımı ifade edebilsem sana. Şöyle söylesem yanlış olmaz. Yüreğimin göğünde. İsminin baş harflerinden oluşan. Kocaman bir dünya kurdum şiirlerden oluşan. Haberin olsun. İnsanın sustuklarını duyan biri olmalı. Konuştuklrını duyandan daha eftaldir. Sen duyuyor musun sustuklarımı? Suskunluğumun nedenini? Uzun süredir ertelemiştim bastırdığım duygularımı. Omuzlarını ve bileklerini öpmek istediğimi. Artı ötelemiyorum. Geldiğinde öpeceğim ki papatyalar açsın gönül bahçende. Artık yıkık dökmek yok. Ağlamak yok. Yarından ümidi kesmek yok. Hani duvarlar üzerimize doğru gelirdi ve tuğlalar birer birer düşerdi üzerimize. Sonra derdik onları tekrar örecek gücümüz yok derdik ya. Var artık o güç. Kaybolmak da yok anlamsızca düşünceler içinde. Artık ruhlarımız araf, bedenlerimiz harap ve seslerimiz ziyan olmayacak. Ah bu acılar kurtuldum artık. Kalbimi baştan aşağı sancılara boğan. Ağlamaktan boğazımda oluşan yumrular kurtuldum sizden. Artık ölmeyi arzulamıyorum. İkimiz için yaşamaya karar verdim. Meydan okuyorum hayata. Artık lan ben mutsuzum , lan benim çok acıyor demiyeceğim. Arkamda sırtımı dayadığım sen varsın. Kudretim ve heybetim eri göğü inletir oldu. Bedenin ve yüreğindeki yorgunluğu ve ikilemler içinde kalışını izlerdim. Hissederdim ve çaresizlikten kahrolurdum. Çok şey anlatmak isterdim. Anlatsam ne değişecek derdim susardım. Değişiyormuş meğerse. Anlatmak gerekli. Durgun bir yürekte her zaman fırtınalar esermiş haberimiz olmadan. Kaç şarkıya konu olacak , kaç şiir anlatacak aşkımızı. Özlüyorum dedim ya seni. Yoksun yanımda ondan. Dünya üzerime yıkılmaz inan canım yanmaz hasretin yaktığı kadar. Bak bugünde geçti ömrümüzden bir gün. Ben sadece yüreğini öpebildim. Omuzların ve bileklerin eksik kaldı yine bugün öpülmekten. Susup susup sonra yazıyorum ya arada bir. İnana bana içimde biriktirdiklerim, bedenimden ağır. Hep birşeyler gitmişti , ölmüştü yıllardır. Ah be gonca gülüm. Kimseler anlamaya çalışmamaış, kanayan yaranı sarmak için çaba harcamamış. Susmuşsun. Bilirim yürek yanarken , kader deyip, nasip deyip susmayı. Sabah oluyor yine. Ezan okundu . Hasretin düştü. Evin bir köşesinde bağdaş kurdum acıma, gecemi süsleyen hayalin düştü. İki duvar arasında sıkışmış gibi oldu kalbim. İçim daraldı. Bir şarkı mırıldanıyor dudaklarımda. Erkan Ocaklını “Ezanlar Bizim İçin Okunuyor Sevgilim” şarkısı. Karanlıkta ruhuma sızan ışık oldun be “SULTAN”. İşten gelmiş yorgun , uykusuz bitkin biriydim yine bugün. Uyumak dinlenmek yerine bunları yazmayı yeğledim. Sana bir sırrımı vereyim mi? Canım yanıyor diyorum ya. Dermanım ol. Canım çok acıdığı için ağlayamadım bile bu gece. Sen gelsen ; ellerimi yüzünde tutsam ve gülüşlerini sevsem.

Ne çok akıttığım gözyaşlarıma bakmışım. Acıdan döktüğüm gözyaşlarıma. Senin döktürdüğün gözyaşlarıma. Ben seni çok seviyorum. O yüzden acı çektireceğim bana çektirdiğinden fazlasıyla. Göz yaşların sel olup akacak . Aşk ateşiyle yanıp kavrulacaksın. Ne zaman doktora gitsem ellerim üşüdüğü için kansızlık var derdi. Ben se ona kansızlıkla alakası yok. Sensizlikten olduğunu söylerdim . Adam aşk acısı çekmemişki nereden bilsin. Sen bana adam akıllı seviyorum demedin hiç. Ama öyle hissettirdin ki iliklerimde yaşadım. Şimdi evet yalnızım. Sen gelene kadar. Mecburiyetten yani.

Bileklerine öperim bahar gelir papatyalar çar diye. Ama önemli olan birde omuzlarından öpmem gerek. Yüküne ortağım demek için. Hep yanındayım der gibi. O kadar çok yazdıklarım oldu ki. Bir o kadar da yazıp yazıp sildiklerim. Söyleyemeden yuttuğum cümlelerim gibi.

Bir şiir dökülür yüreğimden.

Ben seni sevdim.

Ben sana geldim.

Belki bu iki cümlenin altında ezilirsin.

Ben senin saçlarında hüzünü, gözlerinden efkarı okuyabildim. Senin gibi bir kadını sevmenin bedeli ağırdır onu da bile bile lades dedim sevdim. Senin gelmen gerek artık. Neden mi? Avuçlarımda fesleğen kokusu , saçlarına tak diye aldığım papatyalar duyor. Omuzlarımda dünyanın yükü var. Ben lal oldum . Sen ise sağır oldun. Kaç defa haykırdım sevgimi. Sevdamı. Duymadın, duymak istemedin. Yıldızlar yağarken üzerime , ben gözlerindeki güneşe tutuldum. Senin gelmen gerek yoksa fesleğen kuruyacak ve papatyalar solacak. Ahım aşmasın omuzlarımdan. Sevgiyle dolu gözlerim nefrete dönüşmesin. Şunu iyice anlamanı istiyorum. Ben sende var oldum. Bu güneş olmayan evde fesleğen yetiştirmeye benzer. Adını sayıklar dudaklarım her zaman. Dua edercesine, iman edercesine seviyorum seni. Bunu yaradan rabbim şahit. Bunu bir ben bir de Allah biliyor.

Özledim dedim ya ; burnmun direği sızlıyor. İçim cız ediyor. Acıyor dedim ya. Ne kadar derinden hissedilebilir ki deme. Acı can yakar. Gece olunca parmak uçlarına kadar iner inim inim inletir. Saç tellerinde hissettiğinde olur. Her saç telin farklı hissettirir acıyı. Ne yapacağını bilmezsin. Dağlar yıkılır üzerine………

Ahmet KİREÇCİ

04.05.2019

05:46

Bir cevap yazın