Cimcime


Cimcime

Cimcime Ahmet KİREÇCİ
Cimcime ;

Hayat çok acımasız gibi geliyor sana. Senin yaşantını gözümün önüne getiriyorum. Sonra hayat nedir diye soruyorum. Hayat, doğum ile ölüm arasındaki bir yolculuktur. Bu yolculukta, caddelerde , sokaklarda, yürümek için trafik kurallarını, yol ve yöntem, yolun adabını bilmek bizleri başarılı kılacaktır. İnsan, bu yolculuk esnasında kendi iç ve dış âlemini bulduğundan daha güzel kılmaya çalışmalıdır. İnsanın temel görevlerinden biriside önce kendini, gönlünü, bulunduğu mekanı, ülkeyi ve dünyayı güzelleştirmektir. Ahmet Hocam ne güzel tanımlamışsın ve anlamlandırmışsın olgunlaşmayı dersin . Ah cimcime ah.

Olgunlaşmak

Olgunlaşmak; kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demektir. İnsan zayıf yaratılmış olup yaşam boyu, gelişme potansiyeli taşımaktadır. Dolayısıyla kendimizi terbiye edip olgunlaşmayı tercih etmeliyiz. Geldiğimiz hal ile yaşamak, gelişmemek ve öylece gitmek insana yakışmayan haldir. Olgun ve kâmil bir insan olma serüveninde, yolculuğunda göz önünde bulunduracağımız hususlar vardır.Hepimizin hayatın birer acemisi olarak büyüklerimizin, başkalarının bulduğu, deneyimlediği bu yönetmeleri hayatımıza taşımalı, onları sindirmeli, içselleştirmeli ve hayatımızın bir parçası haline getirmeliyiz. Bu hususlar bizim huzurumuz, fiziki ve ruhsal sağlığımız, psikolojimiz, heyecanımız, geleceğimiz, dünyamız ve ukbamız açısından önemli olup, hepsinin olumlu gelişimine katkıları olacaktır. Temel görevlerimizin yanında aşağıdaki hususları hatırlamakta, hayatımıza katmakta, öğrenip, yaşamakta ve anlatmakta büyük faydalar elde edilecektir. Hayata, olaylara, insanlara, eşyaya, çevreye bakış açımız, yorumumuz, yüklediğimiz anlamımız değişecek rahatlayacak ve büyük bir kainatın parçası olarak ondaki ritme dahil olacağız. Aynen nehrin denizde ulaştığı birliğe, büyüklüğe, bütünlüğe ulaşmış olacağız . İnsan aslında her an daha doğruya, daha güzele doğru bir yürüyüş halinde olmalıdır. Her an taze ve canlı olmalıdır. Aynen kâinattaki gibi değişim, dönüşüm ve gelişim içinde olmalıdır. Güzel insanlardan, doğadan, çiçekten, böcekten, tavuktan, biyografilerden, başarılı insanlardan, başarı öykülerinden ilham almalıyız.

Çınar ağacı gibi temiz kaynaklardan beslenmeliyiz

Çınar ağacı gibi temiz kaynaklardan beslenmeliyiz ki, dayanıklılığımız, ömrümüz uzun olsun. Her birimiz kendi kişiliğimizde, toplumdaki ilişkilerimizde insana yakışanı yaşamayı hedeflemeliyiz. İnsanlar içinde insanca yaşamak erdemine ulaşmalıyız. Birer birer çıkacağız basamakları. Çok büyük sıçramaları hedeflemeye de gerek yok. Adım adım, basamak basamak çıkabiliriz bu mesafeyi. Pozitif yönlerimizi geliştirdikçe, negatif yönlerimiz aslında birer birer kaybolacaktır. Işık yolcusunun hayatında aydınlanma arttıkça yol aydınlanacak, karanlıklar kendiliğinden silinip gidecektir. Hepimiz kendi hayatımıza sahip çıkmalıyız. Şikâyet etmek yerine hayatımızı iyileştirmek için bir şey yapmalıyız. Küçük adımlarla da istikrarlı bir şekilde yürüyeceğiz yükseleceğiz. Küçük adımların bileşkesi büyük olur. Küçük adımlarla büyük sonuçlara varılabilir. Her uzun yürüyüş bir adımla başlar. Biz süreçten sorumluyuz. Hiçbir şey iyileştirilemeyecek kadar mükemmel değildir.

Beynimizi olumlu programlamalıyız

Beynimizi olumlu programlamalıyız. Olumsuz, kötü şeylerle kirletmemeliyiz. Senin yüreğin deryalar kadar derin olup, sığ gözükmesine aldanmamalısın.Senin değer yargıların seni sen yapmaktadır. Değer yargılarını dıştan içeriye doğru taşımalısın. Zarf değil, mazruf önemlidir derler büyükler. İçsel değerlere önem vermeliyiz. İç zenginliğine, içeriğe, öze, çekirdeğe daha fazla önem vermeliyiz. Her şeyi değerli kılan özüdür. Senin kendi iç güzelliklerini geliştirmeye her şey öncelik vermeni isterim. Her zaman dediğim gibi olumlu düşünmeliyiz. Düşüncelerimizin kalitesi yaşam kalitemizi belirler. Güzel düşünür gülistan, kötü düşünür dikenlik olursun. Dolayısıyla gönlümüzde olumlu düşünceler beslemeliyiz, güller çiçekler gelip onlara konabilsin. Yetişebilsin.

Gonca güller genelde verimli topraklarda, ehil bahçıvanların elinde toprağa ekilen tohumlardan olur. Duvarlara bakmakla vakit yitirmeyin, duvardaki kapılara bakın. Bir kapı kapanırsa iki kapı açılır. Cama bakanlar camdaki kiri görür, camdan bakanlar ise dışarıdaki güzellikleri görür. Günlük hayatın iniş ve çıkışlarına ayak uydurmak ve ortaya çıkan durumlara uyum sağlamak zorundayız. Çevremizdeki insanlardan olumlu şeyler beklediğimizi onlara hissettirmeliyiz. Bu beklentiye muhakkak olumlu cevap vereceklerdir. Yaptığımız her işe enerjimizi, heyecanımızı ve coşkumuzu katmalıyız. İçinde enerji, heyecan ve coşku olan her şey karşılığını bulur ve muhatabımızda fark edilir. Her söylediğimiz doğruyu insanların kavrayabilmesi, kabul edebilmesi için enerjiyi ve heyecanı oraya koymamız gerekir. Hatta sizin küçük kusurlarını görmeyeceklerdir. Hayatı ruhumuzla, gönlümüzle, aklımızla, geleneklerimizle, göreneklerimizle yaşamalıyız. Ah cimcime ah.

Maddiyatı, cismaniyeti aşmalıyız.

Maddiyatı, cismaniyeti aşmalıyız. Mana alemine yol almalıyız. Basamak basamak kalbi hayata yükselmeyi gerçekleştirmeliyiz. Maddi bakışımızın yanına mana boyutunu ilave etme yaklaşımına geçmeliyiz. İşimize derinlemesine yaklaşmalı, felsefe oluşturmalıyız. Gönlümüzü gerilerde bırakmamalıyız. İnsan ruhuyla insandır. Modern toplumun problemi olan yüzeyselliği, şekilciliği aşmalı, öze inmeliyiz. Değerli madenler hep derinlerdedir. Hayata can gözüyle bakmalı, can diliyle konuşmalı, can kulağıyla dinlemeliyiz. Hayatımıza derinlik ve zenginlik katmalıyız. Hayat dengede yürüme yolculuğudur. Hisse senetlerimizin değerini ve bu konudaki maddi zenginliğimizi artırma hedefimiz kadar hissi senetlerimizin değerini ve gönül payı zenginliğimizi de eş zamanlı olarak arttırmayı hedeflemeliyiz. Her ikisini atbaşı ve dengeli olarak götürmeliyiz. Aralarında fark oluşması halinde muhtelif problemlerin çıkmazı kaçınılmazdır. Ruh sağlığımızı en az fiziki sağlığımız kadar düşünmeli, onu zikir, fikir, şükür üçgeninde beslemeliyiz. Madde ile mana, rasyonelite ile duygusallık, şirket gerçekleri ile personel beklentileri, almak ile vermek, isteklerimiz ile gerçeklerimiz, dünya ile ahiret gibi konularda denge şarttır.

Dengeyi kaybettiğimizde düşeriz. Zenginliğimiz, paramız, imkânlarımız, mevkiimiz ve mansıbımız arttığı ölçüde, onun paralelinde gönül dünyamızın zenginliği de artmalıdır ki balans sağlanabilsin. Aksi takdirde insanın sağlam bir şekilde istikamete yürümesi mümkün olamaz. Dışsal değerlerin artışı ile içsel değerlerimizin, zenginliklerimizin artışı arasında denge olmalı, uçurum olmamalıdır. Uçurum olması halinde o beden, o vücudu taşıyamaz. O lider o kurumu, o aileyi, o toplumu da taşıyamaz. Niyetimizi salih, ulvi ve derin tutmalıyız. Küçük hedeflerden ziyade ulvi gayeleri kendimize hedef kabul etmeliyiz. İnancımızda, kültürümüzde asıl olan niyettir. Kendimize, çevremize, imkânlarımıza, dostlarımıza, sahip olduklarımıza fazla güvenmemeliyiz.Güvendiğimiz dağlara kar yağabilir. Hayatta her an, her şey olabilir. Ahmet KİREÇCİ olarak söylüyorum. Ah cimcime ah.

Her şey bir anda ters yüz olabilir

Her şey bir anda ters yüz olabilir. Bazı hallerde hiçbir sevenimiz bizim çok istemesine rağmen hiçbir şey yapamayabilir. Hepsine hazırlıklı olmalı, sevilmesi gerekenleri gerektiği kadar sevmeliyiz. Kendimizi sevmeliyiz. En iyi dostumuz kendimiz olmalı. En iyi arkadaşımız yine kendimiziz. Kendimize karşı anlayışlı davranmalıyız. Kendimizi sevme tembellik ve yeterlilik anlamında değil, yaratılışımızı, fiziğimizi, doğuştan sahip olduğumuz özellikleri, doğuştan sahip olduğumuz çevremizi, değiştiremeyeceğimiz yönlerimizi sevmemiz şeklindedir. Gözümüzü kendi güzelliğimize açmalı ve kendi güzelliğimizi algılayabilmeli ve bundan mutlu olmalıyız. Bunu yaparken de kendimizden daha az olanaklara sahip olanlara bakarak, şükretmeliyiz. Başkasının boyu uzun diye biz kendi boy kısalığımıza üzülmemeliyiz. Yapacaklarımıza, değiştirebileceklerimize odaklanmalıyız. Sevgi kapasitemizi büyütmenin yollarını aramalıyız. Sevgi boyasıyla boyanmalı, birbirimizi, kâinattaki her şeyi sevmeliyiz. Hayatımızda nefretin yerine sevgiyi koymalıyız. Bir aile olduğumuz tüm insanlara, hayvanlara, nebatata kardeş, yoldaş, paydaş gözüyle bakmalı ve onları yaratandan ötürü sevmeliyiz. Hayat bir ölçüde sevgimizi büyütme becerisini geliştirme yolculuğudur.Su, muhabbet, bilgi, sevgi, enerji hep yukarıdan aşağıya akar. Dolayısıyla iletişimde karşımızdakini kendimizden aşağıda gördüğümüz oranda kaybederiz, bizdeki, ortamdaki oluşan sevgi, enerji karşımızdakine akar. Bileşik kaplar misali kendimizden yukarıda görürsek enerji, sevgi, bilgi bize akar. Eşit görmemiz halinde ise enerji, sevgi, muhabbet dağılımı dengelidir. Biz dünya ailesinin merkezindeki en değerli bir parçasıyız.

Dünyada her şey birbirine muhtaç

Dünyada her şey birbirine muhtaç.Hepimizin bir bütünün parçalarıyız. Tamamlıyoruz birbirimizi. Büyük bir ritim ve ahenk içinde kainattaki her şey. Her varlığın birbiriyle alışverişi var. Dolayısıyla tüm dünyayı bir büyük bir aile olarak görüp, her renk, dil, din,coğrafyadan insanı, hertürlü hayvanları ve doğadaki tüm nebatatı yoldaş, paydaş ve kardeş olarak görmeyi sağlayan bütünleşik ve büyük bakış açısına geçmeliyiz. Hayatı bir bütün olarak düşündüğümüzde onu oluşturan parçalar, detaylar hayatımızın kalitesini oluşturur. Dolayısıyla büyük parçalarda mesela evlilik, mesela okul seçimi, mesela iş seçimi konularda büyüklerimizin deneyimlerinden, biyografilerden yararlanmak önemlidir. Detaylarda ise içten, doğal ve gönülden yaklaşımlarla günümüze kadar gelen halk kültürünü öğrenmeli ve ihmal etmemeliyiz. Yaptığımız işlerde duygusal boyutu dahil etmeyi hiç unutmamalıyız. İnsanlar kararları genelde duygusal verir, sonra arkasını, altını akıl tamamlar. Ah cimcime ah.

Hayatımızın büyük kısmı duygusal kısmıdır

Hayatımızın büyük kısmı duygusal kısmıdır. Yaptığımız işlerde, ürettiğimiz hizmetlerde, formalarımızı terletmeli ve duygusal emeğimizi yüklemeliyiz. Bununla birlikte “küçükler için bir tutam sevgimizi, büyükler için bir tutam saygımızı” ilave etmeyi asla unutmamalıyız. Söylemlerimizde, eylemlerimizde empatiyi, hoşgörüyü, sıcak olmayı, kalpten konuşmayı, kalplere, yüreklere dokunmayı ihmal etmemeliyiz. Soğukluk, sertlik yaşayan canlılara yakışmıyor. Bu özellikler ölmüş canlı özelliğidir. Bizler bir doğu medeniyeti olarak kalp ve sevgi medeniyetine sahibiz. Kalpte, sevgide sivrilik, keskin köşeler, soğukluk yoktur. Bir nehirdeki taşlar ekip olabilmeleri için uzun süre birlikte yol alabilmeleri için birbirine sürtünürler, sivriliklerini, keşkin köşelerini aşındırırlar. Aksi takdirde çamura saplanıp kalırlar yolculuğa devam edemezler. Hayatımıza lezzet ve tad katmak ruh ve sevgi ile mümkün olur. İnsan nasıl ruhuyla ancak insan olabiliyorsa, hayatta ruh, mana, sevgi boyutuyla gerçek hayat haline dönüşür. Hayatına lezzet katarak, önce gönlüne kendisiyle, çehresiyle, çevresiyle, hayvanlarla, doğayla mutlu, huzurlu, barışık bir hayat yolculuğu yapar. Ruh ve sevgi ekmeği baklavaya dönüştüren şerbet gibidir.Nasılki baklavanın şerbeti olmadğı takdirde ekmekten bir fakı yok ise hayatta sevgisiz, ruhsuz olduğunda mekanik, soğuk, sert, esnek olmayan, hoşgörüsüz bir yapı kazanır. Erken başlamalıyız işlerimize, şeker katmalıyız aşımıza. Erken uyumalı, erken kalkmalı, erken yola çıkmalı, en erken kıvamında bir zamanda evlenmeli, erken hayata atılmalı, yenilikler erkenden görülmeli, yeni ürünler ile tanışmalıyız.

Hayatımızdaki iyilikleri büyütmeli

Hayatımızdaki iyilikleri büyütmeli, iyilik kumbarasına bir şeyler atmalıyız hergün. İyilik avcısı olarak gözümüz fırsat kollamalı, bulduğumuz anda iyiliği, ertelemeden hemen yapmalıyız. Hayatımızdaki iyiliği büyütürsek, kötülükler kendiliğinden kaybolacaktır. Aynen ışığın gelmesiyle birlikte karanlığın kaybolduğu gibi dünyanın iyilik kumbarasına destek vermeli, birebir bize dönmesi çok mühim değildir. İyilik kumbarası tüm insanlığın tek birikimidir. Buraya yapacağımız her destek bir şekilde, dolaylı, dolaysız yollarla karşımıza çıkar. Yaptığımız işlerde, hareketlerimizde derinleşmek, zenginleşmek için okumalı, yazmalı, deneyimler yaşamalı ve beslenmeliyiz. İşimizi yürütmek, ürünlerimizi geliştirebilmek için, hayatta taze ve diri olabilmek büyüklerimizden, doğadan, her şeyden, herkesten beslenmeliyiz. Ah cimcime ah.

Hata yapmaya ben biliyorum dediğimizde başlarız

Hangi seviyede ve konumda olursak olalım “ben biliyorum” “ben tamamım” “hamdım piştim” dediğimiz anda yıkılışın bir önceki durağına gelmişiz demektir. Etrafımıza duvarlar örerek sahadan, çevremizden kopmamalı, bilgi akışının önüne setler yapmamalıyız. Aksi takdirde hayatın acemsi olarak önemli konularda evlilik, iş seçiminde, eş seçiminde yüzeysel olarak karar verim, seçimlerde bulunacağımız için sınıfta kalma ihtimalini, keşke deme ihtimalini yükseltmiş olur. Hayırlı işler için keşke denebilir. Ancak onun dışındaki keşkelerimizin çokluğu yanlışlarımızın çok olduğunu gösterir. Stresle sörf yapabilmeyi, duygularımızı, tepkilerimizi olumlu anlamda yönetebilmeyi öğrenmeliyiz. Stres büyük bir enerji kaynağıdır. Stres anında üretilen enerjiyi doğru yönlendirir ve doğru tepki gösterirsek, doğru anlamlandırırsak mutsuz olmayız, o anı belki de keyif haline, belki de fırsat haline dönüştürmüş oluruz. Stres ve ülser sadece insanlarda ve kümes hayvanlarında olur. Doğasına uygun yaşamayan canlı mutsuz olmakta ve mutsuzluk fiziki, psikolojik rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Mutsuz insanın sağlığı yerinde olmaz. Geçmişin keşkelerinden, geleceğin endişelerinden sıyrılarak anı’ın, şimdinin kıymetini bilmeli, onun tadını almanın, keyfini çıkarmanın yollarını ve yöntemlerini aramalıyız.Geçmişe takılı kalan biri geleceği, daha önemlisi “an’ını” yaşayabilir mi?

Geleceğe ümitle bakmalıyız

Geleceğe ümitle bakmalıyız. Eğer yarının dününden daha güzel olacağına inanırsak geçmişe takılıp kalmayız. Anı yaşama adına içimizdeki çocuğu açığa çıkarmalıyız. Kahve içiyorsak onu ağzımızda biraz tutarak tadına varmalıyız. İnsanları, anları, sahip olduklarımızı çarçabuk, tadına varmadan hemen tüketmemeliyiz. Bir şeyler yaparken farklı şeyler yapmamalıyız. Yemek yerken televizyon seyretmemeliyiz. Aksi takdirde televizyonunun gürültüsü içinde etrafında kaynaştığımız, toplantımız sofranın, yemeğin tadına varamaz, bereketinden, sinerjisinden yeterince istifade edemeyiz. Mutluluğu, gülebilmeyi ertelememeliyiz. Zaman zaman hayatın gürültüsünden, debdebesinden kenara çekilmeli, braz yavaşlamalı, kendimize, iç alemimize dönmeliyiz.Tefekkür yapmalıyız. Ah cimcime ah.

Yolculuk yapmalıyız

En güzel yolculuk kendimizi tanımaya yönelik yapacağımız iç yolculuktur. Bunun için belli zamanlarda televizyonu, gazeteleri, telefonumuzu kapatmalı kendimizi dinlemeliyiz. Doğayla, ailemizle, küçük bebelerle, hayvanlarla, ağaçlarla kucaklaşmalı, doğal halimize dönmeliyiz. Seni düşünüp ;yazılar, makaleler, hikayeler, şiirler yazmamak mümkün değil. İyi ki tanımışım seni diyorum bir defa daha.

Ahmet KİREÇCİ

Anahtar Kelimeler ; SULTANIM, Ah be SULTANIM sen benim neler nelerimsin bir bilsen. SULTANIM, Sen her şeyimsin, canım, cananım, hasretim, alın yazım, kara sevdalım, sen cennetim, cansın can, nefesim, kanayan yaramsın, sol yanımsın.
Nefesim, Kalbim, Canım, Kanım, Karım, Ömrüm, Yuvam, Mutluluğum, Hayatım, Hayalim, Düşüm, Yaşama Sebebim, Bedenim, Dünyam, Servetim, Gözbebeğim, Gerçeğim, Hayatımın Anlamı, Mevsimlerim, Vatanım, Canıma can katan kalbimin tek sahibisin. Seninle aşkı yaşamak bambaşka . Sen aşk kadınısın .
Birtanem seni ne çok sevmişim ya ahhhhhhhhh….

Bir cevap yazın