Ah Gurbet Ah


Ah gurbet ah ,

Ah gurbet ah . Neden mi ? Böyle başladım söze. Gurbeti çeken bilir. Sılaya özlemi. Gurbet üzerine şiir mi yazayım makale mi bilemedim . Ortaya karışık yazayım gitsin.
Yokluk beni mecbur etti,
Gurbeti ben mi yarattım,
Gençliğimi aldı gitti,
Gurbeti ben mi yarattım. Der gibisiniz. Gurbet mecburiyet ile başlar. Mecburiyet ise hiçbir zaman mutluluk getirmez.
Ne yazık ki ulusal göç düşünüldüğünde hemen hemen hepimizin Avrupa’da bir akrabası vardır. Almanya’da üç milyon civarında Türk yaşıyor. Buna tüm Avrupa’yı dahil edersek beş milyon Türk Avrupa’da yaşıyor diyebiliriz. Bu sayı azımsanmayacak kadar çoktur. Hatta bir çok ülkenin nüfusundan kalabalıktır.Gurbetçi nüfusun çoğunluğu Almanya’da yaşadığı için olsa gerek, biz Fransa’da yaşayanlara da, Hollanda’da yaşayanlara da Almancı diye hitap ederiz. Hatta öyle abartırız ki, Fransa Almancısı diye saçma kelimeler kullanırız. İşin özüne inersek eğer Almancı diye hitap etmek doğru bir telaffuz değil. Sanki Alman’ları destekleyen bir taraftar gurubu gibi. Gelin biz o vatandaşlarımıza gurbetçi diyelim.

Ben gurbetçileri çocukken tanıdım Almancı diye

Ben gurbetçileri çocukken tanıdım Almancı diye. Halam, eniştem ve bir çok tanıdıklarım sayesinde. Biz onların bozuk Türkçe konuşmaları ile alay ederdik. Çikolata amca,çikolata dayı,çikolata teyze diye tanırdık büyüklerini. Hiç görmediğim walkman, ilk defa gördüğüm beyaz çikolata ve valizler dolusu hediyelik gömlek olurdu evlerinde. Aklım hiç almazdı Almanya’nın nasıl bir yer olduğunu. Orda da insanlar tarla eker mi? yoksa her yer böyle çikolatalarla mı doluydu. Özenirdim hep Almancı çocuklara. Bir şeylerim eksikti hep onların yanında. Onlarda az değildi hani, hep hava atarlardı bize ‘’aaa sen bunun ne olduğunu gerçekten bilmiyor musun?’’  Bisiklete bmx derlerdi. bende meraktan çatlardım acaba bmx nedir diye. Walkmanı kulağımıza dayardı bak müzik çalıyor diye.

Ah gurbet ah Alamancılar ,

Ah gurbet ah Alamancılar , Artık o çocuksu yıllarımız geçmiş bizlerde büyüyüp hayata atılmıştık. Eee sürekli merak ettiğim o Almancılar var ya onları tanımaya başladım. 1960’lı yıllarda beden gücüne ihtiyacı olan Almanya Türkiye’ye kapılarını açmış ve  insanlar akın akın başvuru merkezlerine giderek Almanya’ya yazılmışlardı. Almanya hükümeti 1973 yılında işçi alımını durdurma kararı aldı. Tabiî ki bizim vatandaşlar gayrı resmi yollar ile yolculuğa devam etti. Daha sonraki yıllarda ise bir gurbetçi kızı ile evlenip Almanya’ya gitmek her gencin hayali olmuştu. Hatta bu iş öyle abartılır olmuştu ki dört hafta izine gelen bir gurbetçinin kızına her gün dünürcü gelirdi.

1960’lı yıllarda giden 1’inci nesil para kazanıp dönmeyi, o para ile traktör ve tarla almayı düşünüyordu. Bir çoğu bu hayalini gerçekleştirmiş, bir kısım insanımızda maalesef burada ki eşlerini çocuklarını bile unutmuşlardı. Bir kısmı orada düzen kurduktan sonra ailesini de yanına alıp orada hayatını devam ettirmişti. Sonra 2’inci nesil, ve 3’üncü nesil büyüyüp geldi. Tabii ki ilk gidenlere göre daha güzel meslek sahibi, daha güzel işler yapan, şirketler kuran vatandaşlarımızın da sayısı arttı. Bu başarı bizleri de mutlu etti. 2’inci nesil yaşadığı topluma biraz daha adapte olmuştu. 3’üncü nesil ise hem doğduğu yer hem doyduğu yer olarak görüyordu Almanya’yı. Şimdi yetişen 4’üncü nesil ise henüz çok küçük ve ben Türk değilim diyor. Bunun altında da büyük sebepler var tabii ki. Kim bilir o çocuk sokakta ve okulda neler yaşıyor Türkler hakkında neler konuşuyorlar. Henüz bir şeylerin farkında olmayan bu küçücük 4’üncü nesil Türkler de büyüdüğünde anlayacak ki kendiside bir Türk, hemde türküm demekten utanmak yerine övünecek bir Türk.

vatan sevgisi

Sebep ne olursa olsun gurbetçiler için vatan sevgisi hiçbir zaman vazgeçilmezdir. İlk giden nesil ezan sesi duymadan, dil bilmeden adeta bir robot gibi çalıştırılmıştı. Hatta o nesilden dönüş yapanlar özünden hiçbir şey kaybetmeden geri dönmüşlerdi. Orada neler yaşadıklarını bilmek zor. Ama büyüklerimizin anlattıkları hala hatırımda, yumurta almak için tavuk gibi gıdaklayan, süt almak için inek gibi böğüren dedelerimiz gittiler ilk olarak.
Kolay değil vatandan uzak yaşamak.

Hani derler ya bayram gelmiş neyime diye. ,

,

Hani derler ya bayram gelmiş neyime diye. Bayram günü anne baba elini öpemiyor. Arefe günü ikindi namazından sonra o coşkulu kalabalık ile birlikte mezar ziyaretine gidemiyorsun. Ne kadar acı tahmin edebiliyor musunuz? Aslında gurbetçiler bizim gibi yaşamak isterlermiş. Kendi vatanında ve özgürce. Anadilde eğitim sorunu yok, uyum sorunu yok, saatler süren uçak veya karayolu sıkıntısı yok, hukuk sorunu yok ve en önemlisi sana yabancı olarak bakan birisi yok. Yüreklerinin bir yarısı Almanya’da iken Türkiye’de kalırmış diğer yarısı. Kendi yurdunda Almancı oluyorsun, Almanya’da ise yabancı. Bir sene boyunca senede bir kez izine gelmek için Temmuz ve Ağustos ayını beklerlermiş. Doğu Almanya ile birleşme ve Euro’ya geçme sonucu iyice bozulan Alman ekonomisi, gurbetçilerimizde etkiledi elbette. Eskisi gibi senede bir değil iki veya üç senede bir geliyorlar.

Gurbetçiler geliyor. Bir senenin hasretini gidermeye. Çocukluğunu yaşadığı yerleri gezdirecek çocuklarına. İşte diyecek ben bu pınarın şu havuzunda çimerdim. Vay be diyecek. Buralar eskiden ne güzeldi diye devam edecek. Her anısında iç çekecek. Daha gezeceği göreceği çocuklarına göstereceği çok yer varken izin bitecek. Ve hevesini alamadan bir gözü arkada geri dönecek Almanya’ya. Kolay değil gurbetlik.

Ah gurbet ah geri dönüş mü ? 

Ah gurbet ah geri dönüş mü ?  Birde işin ekonomik boyutunu ele alırsak. Gurbetçilerimizin her sene gelip gidişlerde ülkemize bıraktığı döviz hesabına girersek ne kadar teşekkür edersek az olur. Esnaf arkadaşlarımız bu kısa süre içerisinde ticaretten zevk alıyor. Türkiye’ bütün esnafın yüzü gülüyor dersem abartmış olmam. Orada zor şartlarda kazanılan paralar bizim piyasaya girip bir canlılık getiriyor. Bizlere de düşen görev misafire hürmette kusur etmemek olsun.
Orada ölmek varsa birde kaderinde, cenazenin Türkiye’ye gelmesi bile büyük sorunlar doğuruyor. Türkiye’den giderken elinde valizi düğün edercesine davullarla uğurlanıyor. Kesin dönüş hemen hemen hepsinin en büyük hayalidir. Ama ne yazık ki birçoğu kesin dönüşü, kargo uçağında ve tabut içinde görüyor.

Ahmet KİREÇCİ

24.05.2018 03:53

Ahmet KİREÇCİ

Anahtar Kelimeler ;

SULTANIM, Ah be SULTANIM sen benim neler nelerimsin bir bilsen. SULTANIM, Sen her şeyimsin, canım, cananım, hasretim, alın yazım, kara sevdalım, sen cennetim, cansın can, nefesim, kanayan yaramsın, sol yanımsın.
Nefesim, Kalbim, Canım, Kanım, Karım, Ömrüm, Yuvam, Mutluluğum, Hayatım, Hayalim, Düşüm, Yaşama Sebebim, Bedenim, Dünyam, Servetim, Gözbebeğim, Gerçeğim, Hayatımın Anlamı, Mevsimlerim, Vatanım, Canıma can katan kalbimin tek sahibisin. Seninle aşkı yaşamak bambaşka . Sen aşk kadınısın .
Birtanem seni ne çok sevmişim ya ahhhhhhhhh….

Bir cevap yazın